Türkiye'nin Libya savaşında Ne İşi Var ?

Mustafa Seyfullah Kılıç

04 Tem 12:23 2049

Türkiye'nin son dönem Libya politikası da tıpkı Suriye'de olduğu gibi proje ortaklarıyla başlayıp kabağın Türkiye'nin  başına patladığı ve yalnız kaldığı bir garip hikaye..

NATO müdahalesi başladığında o dönem Başbakan olan Erdoğan '' NATO’nun ne işi var Libya’da?  Türkiye olarak biz bunun karşısındayız, asla taraf olmayacağız'' demişti demesine ama kısa sürede tam tersi yönde çark edip Libya'da taraf oldu.

Hem de 24 saat bile geçmeden !

Üstelik taraf olmakla kalmadı , Libya'ya yönelik NATO operasyonlarında İzmir'i Ana Karargah olarak kullanmak üzere NATO 'ya tahsis etti.

Libya'ya yönelik yoğun bombardıman İzmir'den yönetilmeye başlandı.

NATO müdahalesi ülkedeki kaosu durdurmak bir yana , Kaddafi sonrası ganimetten pay kapma telaşıyla kurulan birbirine muhalif grupların iç hesaplaşmasını körükledi.

İşin içinden çıkamayan küresel aktörler direk müdahale yerine bu sefer kendi destekledikleri piyonları sahaya sürerek Libya'yı ele almak istediler.

İşte şu an ki süreç Libya'da uygulanan bu bahsettiğim B Planının bir parçası.

O karmaşa içinde Trablus'ta hemen hemen hiç bir grubun doğru dürüst tanımadığı Milli Genel Kongre NATO yönlendirmesiyle toplandı

Fakat burada evdeki hesap çarşıya uymadı

İhvan yanlısı Adalet ve İnşa Partisi ile Selefi radikallerin kurduğu ittifak batı yanlısı laik cepheyi geride bıraktı.

NATO güçleri tabiri caizse ''dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan..'' oluyordu.

Kaddafiden kurtardıkları ! Libya radikallerin eline geçiyordu.

Fakat teknik olarak sadece başkente hakim bu ittifakta etkili olmadı. 2014'te bu sefer batının ayak oyunlarıyla Milli Genel Kongre'ye hakim olmasını istedikleri laik ittifak başarı gösteremediği gibi İslamcı ittifak bunu tanımadı.

İttifakın bir kısmı Tobruk kentine geçerek Temsilciler Meclisi adıyla toplandı

Ülke siyaseten ikiye bölünmüş birbirine düşman iki farklı meclis tarafından yönetilir hale gelmişti.

Silahlı gruplardan El Kaide ve IŞİD haricindeki gruplar bu iki meclise tabi olarak kendi aralarındaki savaşa hız verdiler.

2015'te Libya Anlaşması uyarınca Trablus hükümetini Fayiz Serrac temsil etmeye başladı.

Serrac hükümeti BM tarafından destekleniyor görünüyor ama BM'nin üyesi olan ABD perde gerisinden Tobruk hükümetini temsil eden General Hafter'i desteklediği ortaya çıktı.

Hatta ABD'nin Hafter güçlerine silah ve mühimmat yardımı yaptığı da anlaşıldı. Bu mesele ABD temsilciler meclisinde konu edildi.

Libya’da dengeler öylesine bozuldu ki zaman içinde Tobru hükümetini destekleyen Türkiye şu an Trablus hükümetini, o an Trablus’u destekleyen ABD şimdi Tobruk hükümetini desteklemeye başladı.

Tobruk hükümeti ayrıca BAE , Mısır ve Suudi Arabistan tarafından da desteklenirken , normal süreçte NATO üyelikleri nedeniyle Suud, BAE ve Mısır ile ittifak halinde olması gereken Türkiye, Trablus’un İhvan yanlısı hükümetini destekler duruma gelerek Libya’da kendilerine bambaşka bir yelken açmış oldu.

Bunda Türkiye iktidarının bitmez tükenmez İhvan seviciliği asla yadsınamaz.

İhvan ile başı dertte olan Suud BAE ve Mısır Tobruk hükümeti tarafında İhvan ile hesaplaşırken , Türkiye iktidarı kendi görüşüne yakın İhvan’ın ağırlıkta olduğu Trablus hükümetini tercih ediyordu.

Zaman zaman Suriye’ye de yansıyan bu sürtüşme her iki tarafın da taraftar oldukları kesime ciddi anlamda silah yardımı yapmasına sebep oldu. Suud Tobruk hükümetini silah ve mühimmata boğarken Türkiye’de Trablus hükümetine silah ve teçhizat yardımına başladı.

Bu süreçte Türkiye’nin Libya’da İhvan güçlerine yönelik silah sevkiyatları Suud ve Mısır istihbaratları tarafından sabote edilerek ifşa ediliyordu.

Nitekim Türkiye tarafından gönderilen silah dolu bir çok gemi Libya açıklarında Hafter güçleri tarafından ele geçirilip deşifre edildi.

Yunanistan açıklarında , Libya açıklarında , Mısır’ın Port Said limanında ve Homs limanlarında Türkiye’den yola çıkarılarak Trablus hükümetine verilmek üzere hazırlanmış gemiler dolusu silah ele geçirildi.

BM tarafından tescillenen bu raporlar Türkiye’yi zaman zaman zor durumda bıraktı.

27 Martta Trablus’u ele geçirmek üzere harekat başlatan Hafter tarafı Türkiye’nin Suriye’den militan transfer ettiğini bile iddia etti.

Bu kısmen doğruydu.

Bu arada ABD’nin gizli desteği , BAE ve Suud derken Hafter destekçilerine Fransa ve Moskova’da katılınca Türkiye iyice yalnız kaldı.

Arkasındaki desteği iyi değerlendiren Hafter güçleri Trablusa yönelik saldırıya başladılar ve yolları üstündeki bir çok noktayı aldılar. Bingazi ele geçirdikleri en stratejik bölgeydi.

Fakat bu hızlı çıkış on bir haftada önce duraklamaya sonra aldıkları mevzileri Trablus güçlerine kaptırmaya kadar vardı. Giryan bölgesi de Trablus tarafından geri alınınca Hafter güçleri bir açıklama yayınlayarak bu yenilgilerinden ötürü Türkiye’yi sorumlu tuttular.

Daha ileri giderek Türkiye’ye ait bir insansız hava aracı düşürdüklerini , Trablus hükümetine yönelik desteğin devam etmesi halinde Türk gemilerini ve hava araçlarını vuracaklarını açıkladılar.

Son olarak 6 Türk vatandaşını da rehin alarak bunu bir koz olarak kullanmak istediler.

Türkiye ve ABD’nin arka planda baskısı ile 6 Türk serbest bırakıldı ama halen Hafter güçleri Türkiye’yi suçlamaya devam ediyor.

İşin özeti

Libya’da tarafsız olacağız söylemiyle çıkılan yolda bir tarafın askeri ve saiyasi hamisi olmaya kadar varan yolda ABD’nin Türkiye’yi savaşın kucağına iten stratejisi ve bunun yanında Türkiye’ye vaad edilen şeyler vardı.

ABD ve BM’nin bölgeyle yakından ilgilenen ülkeleri Libya’da aktif olması halinde Libya petrolleri pastasından pay teklif etmişlerdi çünkü. Türkiye büyük heveslerle girdiği bu savaşta ‘’bir koyup üç alayım ‘’ derken kendisini savaşın içinde bulmuş , O’nu savaşa iten ABD ve Fransa ise Hafter güçleri bölgesinden sondajlanan petrolü ülkelerine akıtmaya başlamıştı bile….

Ve en kötüsü,

Trablus güçleri ile çıkarları çakışan El Kaide ve IŞİD gibi unsurlara ‘’yardım’’ ithamı bir köşede bekletilen ve kıyısı bile olmadığı bir savaşın ‘en çok zarar göreni’ olan bir Türkiye..